AnasayfaAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş
 

 NBA DAKİ YILDIZLAR

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:07 pm

NBA DAKİ YILDIZLAR
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:11 pm

Tracy Lamar McGrady Jr.

Özellikleri
Adı: Tracy Lamar McGrady Jr.
Doğum Tarihi: 24 Mayıs 1979
Doğum Yeri: Florida, Bartow
Pozisyon: G-F
Okulu: Mount Zion Christian Akademisi
Boy: 2.03 m
Kilo: 95 kg

Basketbol Hayatı

Mount Zion Christian Akademisi'nden mezun olduktan sonra 1997 draftında Toronto Raptors tarafından 9. sırada seçildi. Çaylak sezonunda takımı başarısız olduğu için coach Darrel Walker tüm hırsını T-Mac'ten çıkartıyordu. T-Mac'in bu durum karşısında en büyük yardımcısı Kobe Bryant oldu. 98 draftında Golden State tarafından seçilen ve takasla Toronto'ya gelen kuzeni Vince Carter'ın arkasında kalmaktan bıkan T-Mac 2000–01 sezonu başlamadan yıldızsız Orlando Magic takımına geçti. Burada kendine güveni artan Tracy 2000–01 sezonunda En Çok İlerleme Kaydeden Oyuncu (M.I. P) seçildi ve bu başarısını devam ettirerek 2002 All-Star maçı kadrosuna seçildi. Bu maça T-mac'in topu panyaya fırlatıp havada yakalayarak yaptığı smaç damgasını vurdu. Bu sezondan sonra Tracy her yıl All-Star kadrosuna seçilmeye başladı. NBA'in ilk liseli sayı kralı oldu. 2003–04 sezonunda sakatlığı nedeniyle sezonda 15 maç kaçırdı. Bu sezon sonunda 7 oyunculu bir takasla Tracy McGrady, Tyronn Lue ve Juwan Howard Houston Rockets takımına, Steve Francis, Cuttino Mobley ve Kelvin Cato'da Orlando Magic takımına geçti.
Başarıları

Reebok Holiday Turnuvası MVP'si
2000–01 sezonu en çok gelişme kaydeden oyuncu
Bir maçta 62 sayı
Bir maçta 17 ribaund
Bir maçta 13 asist
Bir maçta 6 top çalma
Bir maçta 7 blok
NBA'in ilk ve tek liseli sayı kralı

NBA DAKİ YILDIZLAR Aagv0111
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:18 pm

LeBron Raymone James

LeBron Raymone James (d. 30 Aralık 1984), şu anda NBA'in Cleveland Cavaliers takımında oynamakta olan Amerikan profesyonel basketbolcu. Kendisine "King James" (Kral James) ve "The Chosen One" (Seçilmiş Kişi) lakapları takılan James, henüz lisede iken geleceğin NBA yıldızlarından birisi olarak gösterilmişti ve Ohio'da üç kez "Bay Basketbol" seçilmişti. 18 yaşındayken, 2003 NBA Draftı'nda Cavaliers tarafından seçildi.

Henüz NBA'de oynamaya başlamadan, Nike firması ile 90 milyon dolarlık bir ayakkabı kontratı imzaladı. Ardından da, NBA'de birçok "en iyi genç oyuncu" rekoru kırdı. İlk yılında, NBA Yılın Çaylağı Ödülü'nü kazandı ve bu sezonu takip eden üç sezonda da All-Star'a ve NBA'in en iyi takımına seçildi. Takımı Cavaliers'ın 2006 ve 2007 sezonlarında art arda iki kez playoff'a kalmasında önemli rol oynamıştır. 2007 playofflarında, takımı Cavaliers, 1992'den beri ilk kez Doğu Konferans Finali'ne ve tarihinde ilk kez de NBA Finalleri'ne çıkmıştır.

James, 2004 yılında Atina'da bronz madalya kazanmış olan Amerika Birleşik Devletleri Millî Basketbol Takımının bir üyesidir. Ayrıca 2006 sezonunda NBA En Değerli Oyuncu Ödülü oylamasında ikinci olmuştur.Takımını halen oynanmakta olan 2007 nba finallerine taşıdı.Şu anda Kobe Bryant ile birlikte dünyanın en iyi aktif basketbolcusu olarak gösteriliyor.Cavs takımında 23 numarayı giymektedir.nba da en çabuk 2000 sayı barjını geçen oyuncu olmustur.


NBA DAKİ YILDIZLAR Lebron14
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:21 pm

KOBE NİN HAYATI

Özgeçmişi ve Basketbol Yaşamı
Kobe Bryant, Philadelphia'da doğdu. Babası da bir NBA basketbolcusu olan Kobe, ismini annesinin bir Çin lokantasında yediği kobe usulü biftekten almıştır. Kobe 5 yaşına geldiğinde yaşamında büyük bir etkisi olacak İtalya'ya taşınmışlardı. Kobe, babasının maçlarını izlerken basketbola alışmıştı. Fakat İtalya'da yaşayıp da futboldan etkilenmemek mümkün değildi. Kobe de futbola en az basketbola duyduğu kadar ilgi duymakta idi. Ama zamanla bütün ilgisi basketbola kaydı. Çünkü Amerika'ya geri dönmüşlerdi ve boyu gitgide uzamakta idi. Kobe burada basketbolunu geliştirdi ve 13 yaşına geldiğinde babasını yenebilir hale geldi.

Lise yıllarında müthiş iş ahlakıyla herkesin gözüne giren Kobe, her gün salona erken gelip geç çıkmanın faydasını gördü; her ne kadar ilk senesinde takımına bişey kazandıramasa da sonraki üç sezonda 90 maçta 77 galibiyet ve 13 mağlubiyetle lisesini şampiyonluğa taşıdı. Son senesinde; maç başına 30.8 sayı,12 ribaunt,6.5 asist,4 top çalma,3.8 blok ortalamaları tutturmuştu. Lise kariyeri sona erdiğinde Philadelphia'nın tüm zamanlarda en çok sayı kaydeden lise oyuncusu idi (aynı listede Wilt Chamberlain üçüncüdür). Böyle görkemli bir lise kariyerinin de ona getirileri büyük oldu: USA Today yılın lise oyuncusu, Naismith yılın oyuncusu ödüllerini kazandı ve McDonald's All American takımında yer aldı.

1996 NBA Draftı'na kolej okumadan, lise mezunu olarak giren Kobe; 13. sıradan Charlotte Hornets tarafından seçildi ve drafttan hemen sonra da zamanın üst düzey pivotlarından Vlade Divac karşılığında Los Angeles Lakers'a takas oldu.Bu takas o dönemde çok eleştirildi, çünkü kolej okumamış, NBA'de nasıl oynayacağı belli olmayan bir oyuncu için ligin üst düzey pivotlarından birinin verilmesi kafalarda soru işareti yarattı.

Kobe Bryant, çaylak sezonunu bekleyerek ve öğenerek geçirdi. Sezonun ikinci maçında Minnesota Timberwolves karşısında oyuna giren Kobe; 18 yıl, 2 ay ve 11 gün ile NBA tarihinde en küçük yaşta forma giyen oyuncu oldu. Ligdeki ilk sayısını bir sonraki maçta New York Knicks'e karşı bulan Kobe, 4. maçında Toronto Raptors karşısında 10 sayı üreterek kariyerindeki ilk çift haneli rakama ulaştı. Kobe ilk kez bir maça ilk beşte başladığında, takvimler 28 Ocak 1997'yi gösteriyordu. 12 sayı attığı bu maçla birlikte, 18yıl, 5 ay ve 5 günle NBA tarihinde bir maça ilk beşte başlayan en genç oyuncu oldu.

İlk sezonunda All-Star haftasonu onun için gayet keyifli geçti. Çaylak maçında yer alan Kobe, kaydettiği 31 sayıyla maçın en skorer ismi oldu. Birkaç saat sonra bu kez smaç yarışmasında yarışan Kobe, son hakkında havada topu bacaklarının arasından geçirerek yaptığı smaçla 49 puan aldı ve bu yarışmanın en genç şampiyonu oldu. Ayrıca bu bir Lakers oyuncusunun kazandığı ilk (ve şu ana kadar tek) smaç şampiyonluğudur. Aynı sene Play-off'larda ilk ciddi kötü anılarıyla tanışan Kobe, maçı kazandırabilecek son şutu kaçırdı. Uzatmada da iki airball atan ve iyice çöken Kobe, çaylak sezonuna noktayı böyle kötü bir şekilde koymuş oldu.

97-98 sezonuna çok iyi bir başlangıç yapan Lakers'ta çok iyi oynayan bir Kobe vardı.Önünde Van Exel,Eddie Jones gibi oyuncular olmasına ve maç başına 26 dakika oynamasına rağmen elde ettiği 15.4 sayı ortalaması ve spektaküler smaçları kamuoyunu o kadar etkiliyordu ki, 1998 All-Star maçına halk oylamasıyla çoğu ünlü oyuncunun önünde ilk beşte başlıyor ve bir All-Star maçına ilk beşte başlayan en genç oyuncu oluyordu.Bu maçta batı takımının en yüksek rakamları olan 18 sayı ve 6 ribaunt üreten Kobe, idolü majesteleri Michael Jordan karşısında iyi bir maç sergiledi.

Kobe, 1999-2000 sezonuna sakat başladı. Fakat sakatlığını atlattıktan sonra Lakers, ligde fırtına gibi eserek müthiş serilere imza attı. İlk önce 16, daha sonra da 19 maçlık galibiyet serileri yakalayan Lakers, sezon bitimine gelinirken son 31 maçın 30 unu kazanmıştı. Kobe'ninde bu takıma katkısı oldukça büyük oldu. Maç başına 22.5 sayı,6.3 ribaunt,4.9 asist,1.6 top çalma istatistikleri yakalayan Kobe kariyerindeki ilk NBA şampiyonluğunu yaşadı.

2000-2001 sezonu şampiyonluk yaşanılmasına rağmen gerilim dolu bir sezon oldu. Shaquille O'neal'la arasındaki "başarıyı kendisine mal etme tartışmaları" iyice kızışmakta idi.[kaynak belirtilmeli] Şampiyonluklarla örtbas edilen bu gerginlik en sonunda patlak verdi: 2003-2004 sezonunda müthiş bir takım kuran Lakers (kadrosunda Gary Payton, Kobe Bryant, Karl Malone, Shaquille O'neal gibi yıldızlar bulunuyordu) buna rağmen finalde Detroit Pistons'a elendi ve böylece tartışmalar yeniden alevlenmeye başladı. 2004-2005 sezonunda Shaquille O'neal, Miami Heat'e takas edildi. Kobe, bu sezon pek varlık gösterememesine rağmen iyi maçlar çıkardı, fakat kadro kalitesi düşük olduğu için başarıyı yakalayamadı.

2005-2006 sezonunda Kobe müthiş bir çıkış yakaladı. Yazın çalışmasının meyvelerini toplayan Kobe kilo vermiş ve bu mücadeleye hazır bir şekilde sezona başlıyordu. Müthiş maçlar çıkaran Kobe, takımını tek başına taşıyor ve inanılmaz rekorlara imza atıyordu. Kobe, ilk önce Dallas Mavericks karşısında ilk üç çeyrekte 62 sayı üretti. Oyundan çıktığında Dallas takım halinde 61 sayıdaydı. Bu, o güne dek görülmemiş bir şeydi. Hemen sonraki haftalarda NBA tarihinin en yüksek ikinci skoru olan 81 sayıyı Toronto Raptors'a karşı bulan Kobe Bryant ayrıca takımını da Play-off'a sokmayı başardı. Playoff'un ilk turunda Phoenix Suns ile karşılaşan Lakers, Kobe'nin müthiş oyunu ve son saniye basketleriyle seriyi 3-1'e getirmeyi başardı, fakat sonraki üç maçı da kaybetti ve serîyi 3-4 kaybederek müthiş bir sezonu noktalamış oldu.

Kobe 2003 yılında kendisine açılan bir tecavüz davasıyla ilgilenmek zorunda kaldı. Çok zor günler geçiren Kobe maçlara ucu ucuna yetişiyor, bütün reklam anlaşmaları iptal ediliyordu. Deplasmanlarda aleyhine sloganlar atılan Kobe, davacı kadının bir yıl sonra ısrarından vazgeçmesi sonucu kurtuldu.[kaynak belirtilmeli]Ancak herşeye rağmen o hala NBA'in hala aktif olan en iyi oyuncusu olarak gösteriliyor.



NBA DAKİ YILDIZLAR 50000012
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:23 pm

Hedo Türkoğlu'nun Hayatı

Hidayet Türkoğlu, 1979 doğumlu Türk basketbolcu. 'Hedo' lakabıyla çağırılan Türkoğlu, NBA’de oynayan ilk Türkiye doğumlu basketbol oyuncusu olma özelliğine sahip. Sacremento Kings ve San Antonio Spurs’de forma giyen Türkoğlu, 2004-2005 sezonundan beri Orlando Magic’de oynuyor.

Hidayet Türkoğlu, 19 mart 1979’da İstanbul’da dünyaya geldi. 10 yaşında basketbol oynamaya başlayan Türkoğlu, 1995-1996 sezonunda 16 yaşındayken Efes Pilsen’de oynamaya başladı. 2.08 m. boyu, ince ve atletik yapısıyla dikkat çeken Türkoğlu, 1998’de Efes Pilsen Takımı’yla 8 milyon dolara 9 yıllık anlaşma imzaladı.

Çevik ve çok yönlü oyunculuğuyla Milli Takım’da da yer almaya başlayan Türkoğlu, ilk yıllarından itibaren Türk basketbolunun gelecekteki en büyük yıldız adaylarından biri kabul edildi. 1996 yılında kadrosunda oynadığı Efes Pilsen ile Koraç Kupası’nda İtalyan Milano takımını 2 maçlık seri sonunda 1 sayılık fark ile yenip şampiyon oldu (Koraç Kupası, 1972-2002 yılları arasında yapıldı). A Milli Basketbol Takımı’yla 1997 Avrupa Gençler Şampiyonası’na ve 1998 Dünya Gençler Şampiyonası’na katıldı.

Türkoğlu, Efes Pilsen’de 1997-1998 sezonunda 5.3 sayı ve 3.8 ribaund ortalamasıyla oynadı ve Türkiye Kupası’nı kazanan kadroda yer aldı. Uzun kolları, yükseğe sıçrama yeteneği ve iyi şut yüzdesiyle, şutör gard pozisyonunda oynayan Türkoğlu, oyunu iyi okuyuşu, boyuna göre çok iyi top sürme yeteneğinin oluşu ve yüksek üç sayılık yüzdesiyle de tanındı.

1999’da 20 yaşındayken katıldığı olimpiyat eleme maçlarında da göze çarptı ve 2000 Avrupa Ligi final-four maçlarında en iyi ilk beşe seçildi. Türkiye Profosyonel Liginde 8.3 sayı, 3.9 ribound ve 1.6 asist ortalamasıyla 87 maçta oynadı. Efes Pilsen’deki 4 sezonu boyunca toplamda oynadığı 50 Euro Lig maçında 8.4 sayı, 3.5 ribound ve 1.7 asist ortalaması elde eden Türkoğlu ve 2000 Euro Lig’de Final Four’a kalarak oynadıkları 22 maçta 13.6 sayı, 4.6 ribound ve 2.7 asist ortalamasıyla oynadı.

Favori oyuncuları Kobe Bryant, Grant Hill, Scottie Pippen, Allan Houston ve Latrell Sprewell olan Türkoğlu, Efes Pilsen’de geçirdiği 5 sezonun ardından, haziran 2000’de yapılan NBA seçmelerinde en iyi yabancılar arasına girdi ve Sacramento Kings tarafından 16. sıradan seçildi.

Böylece Sacremento Kings takımıyla 2000-2001 sezonununa başlayan Türkoğlu, Chicago Bulls ile ekim ayı sonunda yapılan sezonun ilk maçını kenardan izledi. İlk kez Cleveland Cavaliers maçında forma giyen Türkoğlu, Sacremento’nun 102-100 yenildiği maçta, 5 dakika süre aldı ve 3 sayı kaydetti. Takip eden maçlarda da kısa kısa dakikalar almaya devam etti ve bir sonraki 100-71 kazandıkları Chicago Bulls maçında 3 ribaund, 1 asist, 2 top çalma ve 4 sayılık performansıyla 19 dakika boyunca sahada kaldı. Arkadan gelen Seattle Supersonics, Houston Rockets, Phoenix Suns ve San Antonio Spurs maçlarında da benzer performansını sürdüren Türkoğlu, Houston Rockets'la oynadıkları, sezonun 17. maçında 4 ribaund, 1 asist, 3 blok ve 16 sayıyla 37 dakika sahada kaldı. Sonraki maçlarda ilk beşte yer almaya başlayan Türkoğlu, sezon sonunda çaylaklar arasında 17. sırada yer aldı ve NBC kanalı tarafından sezonun en iyi beş çaylağından biri olarak gösterildi. Beğeni toplayan performansıyla Sacramento Kings taraftarlarınca da sevilen Türkoğlu, o dönemde kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle konuşmuştu:


Şu anda çok iyi bir grafiğim var. Takımdaki en iyi arkadaşlarımdan Stojakoviç'in sakatlanmasından sonra ilk beşte oynama fırsatı buldum ve bu fırsatı iyi değerlendirdim. Antrenörüm ve takım arkadaşlarım benden çok memnunlar. Gazeteler de benim en iyi çaylaklardan biri olduğumu yazıyor. Şu andaki tek hedefim Şubat ayında Washington'da yapılacak olan All Stars'ta en iyi çaylak takımında yer almak. Arkadaşlarım ve antrenörüm Rick Adelman da benim çaylaklar takımında oynayacağımdan emin.

NBA’deki ilk sezonu sonunda Türkoğlu’nun yaptığı bir diğer açıklama da şu şekildeydi:


Mirsad hepimizin hedefini ve ufkunu genişletti. NBA'nın Türk basketbolcusu için bir rüya olmadığını kanıtladı. Onun açtığı kapıdan geçip buralara geldim. Mirsad şimdi Türkiye'ye döndü ama inanıyorum kısa bir süre sonra tekrar buraya gelecek. O yanlış takıma gitmenin sıkıntısını çekti. Doğru takımı bulursa çok başarılı olur. NBA'ye Mirsad ve benden sonra da Türk basketbolcular gelecek. Bunların başında da Efes'te yılardır beraber oynadığımız Hüseyin Beşok var. Hüseyin Beşok burada çok rahat oynayacak kapasitede. Ben buna inanıyorum ve önümüzdeki yaz seçmelere katılması için sürekli mesaj gönderiyorum. NBA'in kapısının Türklere sürekli açık olması için başarılı olmak ve her zorluğa katlanmam gerektiğini biliyorum. Burada geçici değil, kalıcı olacağıma inanıyorum. Eski takım arkadaşlarım Hüseyin ve Mirsad da gelirse bizi kimse tutamaz.

Sacremento Kings’de 2001-2002 sezonunda oynadığı 80 maçta 10.1 sayı, 4.5 ribound ve 2 asist ortalamasıyla oynadı. Bu sezonda geçirdiği gıda zehirlenmesi ve sol bileğindeki sakatlık nedeniyle birer maç kaçırdı. 2002-2003 sezonunda ise oynadığı 67 maçta 6.7 sayı, 2.8 ribound ve 1.3 asist ortalaması elde etti. Bu sezonda sağ bileğindeki burkulma nedeniyle 7 maç ve hastalık nedeniyle de 1 maç kaçırdı.

2003’de üç takımın arasında yapılan takaslar sonucunda Türkoğlu, San Antonio Spurs’e geçti ve sezon boyunca oynadığı 80 maçta 9.2 sayı, 4.5 ribound ve 1.9 asist ortalamasıyla oynadı ve elde ettiği üçlük yüzdesiyle de NBA’de 8. sırada yer aldı.

2004’de San Antonio ile olan sözleşmesinin bitmesiyle serbest kalan Türkoğlu, Orlando Magic’le anlaştı. Orlando’daki ilk sezonunda 67 maçta 14 sayı, 3.5 ribound ve 2.3 asist ortalaması elde eden Türkoğlu, Boston maçında kariyerinin 500. asistini yaptı. 21 mart gününde oynanan Charlotte maçının son çeyreğinde sol bileğinden geçirdiği sakatlık nedeniyle sezonu kapattı ve son 15 maçta oynayamadı. 4 şubat günü yine Boston’la olan karşılaşmada NBA kariyerindeki 3000. sayısına ulaştı.

2005-2006 sezonunda ise oynadığı 78 maçta 14.9 sayı ortalaması elde eden ve ortalama 4.3 ribound ve 2.8 asistle oynayan Türkoğlu, 2006-2007 sezonuna da Orlando Magic’le başladı.

NBA’deki ilk sezonu sırasında Türkiye’deki Burger King’de Hido Menu adlı bi menüsü satışa sunulan Türkoğlu, İstanbul’da yapılan 2002 Basketball Without Borders kampında 12-14 yaş arası genç basketbol oyuncularına koçluk yaptı ve destek oldu.

Şimdiye kadar 100 kereden fazla milli olan Türkoğlu, çeşitli şampiyona ve organizasyonlarda Türk A Milli Basketbol Takımı’nda yer almaya devam ediyor. Fakat 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda oynamayacağını açıkladı. Yapılan eleştiriler üzerine Türkoğlu şu açıklamayı yaptı:


Kendimi yıllar boyunca biriken bir yorgunluk içinde hissediyorum. Ufak tefek sakatlıklarım da var .Tedavi için Orlando Magic doktorları ile konuştum. Temmuz'da bir tedavi programına gireceğim. Bu sırada koç Brian Hill'le idman yapacağım. Yani formsuz olmayacağım. Ben 99'dan beri Milli Takım'a hizmet ediyorum. İlk defa tolerans istedim. Takıma 3 Temmuz'da değil de 20'si gibi katılmak istedim. Talebimi kabul etmediler. İrtibata geçtiğim koç Tanjeviç bana 'Ben burada koç olduğum sürece sen bu takıma gelemezsin' diyor. Sonuçta karar onundur. Saygı gösteriyorum. Ama ben asla 'Gelmeyeceğim' demedim

Hidayet Türkoğlu, 13 haziran 2005’de Banu Ergür ile Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilen törenle evlendi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, milli basketbolcu Kerem Tunçeri ve işadamı Hasan Arat, çifte şahitlik yaptı.


NBA DAKİ YILDIZLAR Hidaye11
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:26 pm

Mehmet OKUR'un HAYAT Hikayesi

İstanbul’dan Bursa’ya uzanan yolda küçük bir sahil kasabası olan Yalova’da, 26 Mayıs 1979’da doğdu Abdullah ve Nimet Okur’un tek oğulları Mehmet Okur. Okur çiftinin ilk çocuğu, Mehmet’ten 7 yıl önce, 1972’de doğan kızları Yasemin’di. Mehmet’ten 7 yıl sonra, 1986’da ise çiftin ikinci kızı Seda dünyaya geldi. Bu beş kişilik ailenin kökleri ise bir taraftan Bosna’ya ve diğer taraftan ise günümüzde büyük bir bölümü Gürcistan sınırları içerisinde bulunan büyük Kafkasya’ya ve Ukrayna’ya dayanıyordu. Mehmet Okur’un ismini aldığı kişi olan büyük büyük babası Mehmet Bey, Bosna-Hersek’te imamlık yaparken Türkiye’ye, Adapazarı’na göç etmiş. Onun oğlu Mahmut ise Zehra adında bir kızla evlenmiş ve Abdullah’ı dünyaya getirmişler. Nimet Okur’un ailesi ise dünyanın farklı bölgelerinden gelmişler. Annesi Fatma Hanım Ukrayna vatandaşı iken, babası Süleyman Baştimur ise bir Kafkasyalı imiş. Kısacası Abdullah ve Nimet Okur’un kaderlerini birleştiren ve bir aile kurmalarını sağlayan, dünyanın farklı bölgelerinden Türkiye’ye göç eden ve onları burada dünyaya getiren ataları olmuş. Onlara göre sahip oldukları genler, birlikte yarattıkları yeni jenerasyonun geleceğinde büyük etkiye sahip. Örneğin Mehmet’in sahip olduğu güç ve dayanıklılık büyükannesi Fatma’nın kişiliğinin mükemmel bir yansıması niteliğinde. Halen hayatta ve sağlıklı olan Fatma, gençliğinin büyük bir bölümünü II. Dünya Savaşı sırasında Polonya’daki Alman toplama kamplarında geçirmiş. Bugün Ukrayna olarak adlandırılan topraklarda gerçekleşen Nazi istilası sırasında esir alınan Fatma Hanım tam anlamıyla cehennemi yaşamış. Çoğu günler kuru bir ekmek parçası ile yaşamını devam ettirmek zorunda kalmış. Ancak hayatta kalacak kadar zeki ve dayanıklıymış. Kısa zamanda Almanların çoraplara ve saçlara ekstra dikkat ettiğini fark eden Fatma Hanım, çoraplarını olabildiğince temiz ve saçlarını mümkün olduğunca toplu tutmuş. Bu sayede ve kampta görevli onbaşıya ölmüş olan kızını hatırlatıyor olmasının da sayesinde Fatma Hanım kampta diğer mahkumlara oranla çok daha özgür hareket etme şansını yakalamış. Kampı çevreleyen dikenli tellerin altından gizlice geçerek ve nöbetçileri atlatarak kampın yanındaki patates tarlasına giderek patates toplayan Fatma Hanım, büyük zorluklarla taşıdığı patatesleri kamptaki kömür ocağında pişirerek diğer mahkumlara dağıtacak kadar cesur, akıllı ve merhametliymiş. Gerçek bir beyefendi olan Süleyman Baştimur ise Akdeniz Olimpiyatları’nda güreş dalında şampiyonluğa ulaşan bir sporcuymuş. Müthiş bir güreşçi olan Süleyman Bey hiç kuşkusuz farklı koşullar altında sonraki yıllarda Dünya ve hatta Olimpiyat şampiyonu olabilecek yeteneğe de sahipmiş.

Abdullah Okur, ailesi buraya taşındıktan sonra Yalova Belediyesi’nde çalışmaya başlayan bir memurdu. İş konusunda oldukça becerikli olan Abdullah Bey, ucundan tuttuğu her işin altından kalkabilen ve ailesi için her zaman elinden gelenin en iyisini yapan bir adamdı. Sıfırdan başlamak hiçbir zaman kolay olmadı. Diğer birçok göç etmiş aile gibi Okur’lar da hayata sıfırdan başlamak zorunda kalmışlardı. Bu nedenle de Mehmet ve kız kardeşleri için hayatın ilk yılları pek de kolay olmadı. Mal varlıkları yoktu, ancak aile içerisinde her zaman sevgi ortamı hakimdi ve aile üyeleri birbirlerine destek olmak konusunda fazlasıyla cömertti.

Nimet Okur büyük kızları Yasemin’i de, Mehmet’i de evlerinde bir ebe yardımıyla doğurmak durumunda kalmıştı. Belediye için çalışan Sevim adındaki ebe Nimet Hanım Mehmet’e henüz bir aylık hamileyken kendisine sağlıklı ve iyi bir erkek çocuk sahibi olacağını söylemişti. Ebeler arasında yaygın bir yöntem olan bu tahmin konuşması hem annelere yardımcı olmak, hem de doğum bittiğinde iyi bir bahşiş almak için yapıldığından, Nimet Hanım ebe’nin sözlerini pek de dikkate almamıştı. Fakat ebe’nin ısrarlı kehaneti, 1½ aylık bir bebek olan Mehmet’i ilk kez doktora götürdüklerinde halen Nimet Hanım’ın kulaklarında çınlıyordu. Mehmet tam 63 cm. boyundaydı. Karamürsel’de bir A.B.D. Donanma Üssü vardı. Orada Mehmet’i muayene eden bir doktor Abdullah ve Nimet Okur çiftine, oğullarının Amerikan standartlarının dahi üzerinde bir büyüme göstereceğini söyledi. I. Dünya Savaşı sırasındaki zorlu yıllar sonrasında II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye’de yaşanan kıtlık; bebekler, genç erkekler ve bayanlar için “Amerikan Standartı” kavramını Türk aileleri için son derece önemli bir ölçü birimi haline getirmişti. Bu olaydan yıllar sonra, aynı doktorun bir tatil sırasında Okur ailesiyle karşılaşması ve boyu 2 metreyi aşan Mehmet’i gördükten sonra Nimet Okur’a dönerek “Ben size söylememiş miydim?” demesi ise çok ilginç bir tesadüf ve unutulmayacak bir olaydı.

Bugünkü haline bakarak Mehmet’in kolay bir bebeklik dönemi geçirdiğini ve çabucak büyüdüğünü düşünmek büyük bir hata olur. Neredeyse 1½ yaşına kadar Mehmet oldukça kötü bir öksürükle boğuştu. Doktorların bronşit teşhisi koyduğu bu rahatsızlık, Mehmet’in geceleri uyumasını güçleştirirken, anlaşılamaz bir şekilde öksürük gecenin karanlığı çöktükçe ve zaman geçtikçe daha da kötüye gidiyordu. Ebeveynlerin çok iyi bildiği üzere uyumayan bir bebek aynı zamanda uyumayan aileler demektir. Abdullah Okur’un yoğun ve yorucu iş temposu nedeniyle Mehmet’in yatağının başında 1½ yıl boyunca her gece beklemek anne Nimet Okur’a düştü. Bebeğini uyutabilmek için akla gelebilecek her türlü yöntemi deneyen Nimet Okur denemelerinden bir tanesinde bir nebze olsun başarıya ulaştı. Mehmet’i ayağında sallayarak uyutmayı deneyen Nimet Hanım bu uğraşında kısa periyotlar için de olsa zaman zaman başarıya ulaşmanın zevkini ve mutluluğunu yaşadı. Kimi geceler Tanrı’ya 10-15 dakikalık deliksiz bir uyku için yalvaracak duruma gelen Nimet Hanım, Mehmet neredeyse 2 yaşına geldiğinde doktorların verdiği bir haberle sarsıldı. Doktorlar küçük Mehmet’in astım olduğunu söylemişti. Derin bir üzüntü yaşayan Nimet Hanım buna rağmen yılmadı ve bir an önce oğlunu bu hastalıktan kurtarabilmenin arayışına girdi. Aile çevresinde astımı olan bir akraba bulan Nimet Hanım, ondan saf zeytinyağına yatırılmış “damla sakızının Mehmet’e iyi gelebileceğini öğrendi. Saf zeytinyağında tam sekiz gün dinlendirdiği damla sakızını dokuzuncu gün koca bir kaşıkla küçük Mehmet’ine verdi. Bu mucize iksir(!)in yarattığı sonuç ise formülü veren kişiyi dahi hayrete düşürecek nitelikteydi. Mehmet’in vücudu mümkün olan her şekilde solunum yollarındaki balgamı dışarı atıyordu. Nimet Okur o günü oğlunun yeniden doğduğu gün olarak ilan etti.

Artık sağlık problemlerinden kurtulmuş olan Mehmet, günde ortalama 4 litre taze süt içiyordu. Mehmet’in her geçen gün artan iştahı da heybetli bedenine ihanet etmiyordu. Sürekli büyükannesine giderek annesinin hazırladığı porsiyonların kendisine yetmediğinden yakınan Mehmet, daha fazlasını istiyordu. Fatma Hanım ise onun favorisi olan tostu mümkün olan en büyük şekilde hazırlamakla meşgul oluyordu. Büyükannesinin iki, üç ve hatta dört katlı dev tostlarını büyük bir afiyetle yiyen Mehmet, ne var ki kazandığı enerjiyi derslerine kafa yorarak değil, Atari salonlarında vakit geçirerek harcıyordu. O dönemde Türkiye’nin büyük şehirlerinde mantar gibi çoğalan Atari salonlarına diğer tüm çocuklar gibi büyük ilgi duyan Mehmet, gününün büyük bölümünü Atari oynayarak ya da futbol oynayarak geçiriyordu. Ama çocuklar Atari salonlarında değil, ders başında vakit geçirmeliydi. Küçüklüğünden itibaren pratik ve keskin bir zekaya sahip olan Mehmet de bunun pekala farkındaydı. Bu yüzden haylazlıklarını örtbas etmek için okul konusunda elinden gelenin en iyisini yaptı. Okul tarafından eve gönderilen uyarı mesajlarını postacının posta kutusuna atmasını sabır ve dikkatle bekleyen Mehmet, anne ve babası görmeden bunları ele geçirerek imha etmek konusunda uzmanlaşmıştı. Okul çareyi her gün Mehmet’i okula getirmesi için Atari salonuna bir çocuk göndermekte buldu. Ancak Mehmet çocuğu karşısında her gördüğünde sinirlenmeden önce orayı terk etmesini istiyor ve amacına da ulaşıyordu. Devamsızlığının 19. gününde neyse ki okuldan gelen uyarı mesajı Abdullah ve Nimet Okur çiftine ulaştı. O gün mesajın eve ulaşması hayati önem taşıyordu çünkü Mehmet okulu bir gün daha kırmış olsa, bir dönemde 20 gün devamsızlık yaptığı için okuldan atılmış olacaktı.

Abdullah Bey ve Nimet Hanım, küçük Mehmet’in okula ve derslerine olan ilgisini canlandırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Aslında Mehmet son derece zeki bir öğrenciydi ve şayet okula biraz olsun vakit ayırabilmiş olsaydı hiçbir problem yaşamayacaktı. Sonunda ailesi Mehmet’in gerçek dünya ile tanışması gerektiğine karar verdi. Bu şekilde Mehmet’in okulun kıymetini anlayacağını ve okula daha bir tutkuyla bağlanacağını düşünmüşlerdi. İlk önce Abdullah Bey, eski Dodge kamyonetinin arkasında plastik araç-gereçler satacak bir akraba buldu. Henüz 13 yaşında bile olmayan Mehmet kamyoneti kullanacak olan kişiydi. Her ne kadar ailesi onun iş hayatının yoruculuğu ve acımasızlığı karşısında yılarak okul hayatına dönmek isteyeceğini düşündüyse de Mehmet yaptığı işten ve kariyerinden son derece memnundu. Direksiyon arkasında, genç Mehmet ileride Formul 1 şoförü olabilecek gelişmeyi gösteriyordu. Bu durumun Memo için bir eğlenceye dönüştüğüne kanaat getiren Abdullah Okur amacına bu yolla ulaşamayacağını anlayınca taktik değiştirdi ve Mehmet’i Yalova Belediyesi için çalışan bir çay bahçesinde işe koydu. Mehmet burada saatlerce çalışacak ve çay bahçesine gelen müşterilere sıcak çay servisi yapacaktı. Abdullah Bey’de, sağdan soldan emir almaya alışık olmayan Mehmet’in bu işten sıkılarak kısa bir süre içerisinde okula dönmek isteyeceği yönündeki düşüncesi hakimdi. Bu arada kaçınılmaz bir gerçekse Mehmet’in boş zamanlarında oynadığı futbola olan düşkünlüğü idi. Yalova Acar Spor Kulübü altyapısında kalecilik yapan Mehmet gelecek vadeden bir oyuncu olarak gösteriliyordu. Ancak zamanla küçük bir sorun, aslında bir boyut sorunu ortaya çıktı. Futbol kalesi Mehmet’in önünde durması için çok küçük kalmaya başlamıştı. Hayat çoğu zaman insanın doğru zamanda, doğru yerde olmasından ibarettir. Mehmet’in ilk kez doğru zamanda doğru yerde oluşu, o yaşına kadar çok az ilgi gösterdiği bir sporu yaparken gerçekleşti. O dönemde popüler olmaya başlayan NBA (A.B.D. Ulusal Basketbol Ligi) maçlarını seyretmeye ve gelişmeleri takip etmeye çalışıyordu. Devlet televizyonu “TRT” bazen NBA maçlarını ekrana getiriyor ve Mehmet de bu maçları izliyordu. NBA maçlarını izlemesine rağmen gerçek bir basketbol maçında yer almak Mehmet için birbirinden çok farklı iki olguydu. Ancak Mehmet televizyondan öğrendiklerini bir gün sokakta uygulamaya çalışırken Orhan Gazi Göktaş fabrikaları basketbol antrenörü Ahmet Bey’in dikkatini çekti. Mehmet’te büyük bir potansiyel olduğunu fark eden tecrübeli antrenör Mehmet’in takımıyla birlikte idmanlara çıkmasını sağladı.

Yeteneğinin yanı sıra, 14 yaşına basmaya hazırlanan Mehmet’in neredeyse 1.92 metreyi bulan boyu da fark edilmeye başlandı. Abdullah Okur da artık futbolun sadık bir Fenerbahçe taraftarı olmanın ötesinde Mehmet’in geleceğinde bir yere sahip olamayacağını anlamıştı. Diğer yandan Mehmet’in okula olan ilgisizliğini ve onun bir alim olmayacağı gerçeğini de kabul eden Abdullah Bey, oğlunun basketbol ile daha ciddi bir şekilde ilgilenmesinin zamanının geldiğine karar verdi. Doğrusu ailelerin çocuklarını basketbol öğrenmeleri için eğitimli antrenörlere 7-8 yaşında emanet ettikleri gerçeği düşünüldüğünde 14, basketbola başlamak için pek de ideal bir yaş değildi. Buna rağmen Abdullah Okur oğluna duyduğu büyük güven ve inanç ile hareket ederek, Mehmet’in tıpkı yapmaktan hoşlandığı diğer aktivitelerde olduğu gibi (futbol oynamak, araba kullanmak vb.) basketbolda da başarılı olacağından emindi.

Abdullah Bey birçok alanda çevresinin geniş olduğunu iyi bildiği teyzesinin oğlu Cevat Pilav’a telefon etti. Cevat Bey’den kuzenine gelen öneri ise Bursa’da faaliyet gösteren Türkiye Birinci Basketbol Ligi kulüplerinden Oyak Renault’un genel menajeri Atilla Tapşın’ı ziyaret etmesi oldu. Bu noktada Mehmet için bir başka olumlu gelişme de Oyak Renault’un şampiyonluk hedefleyen bir takım olmaktan çok, altyapısına önem veren bir kulüp olmasıydı. Bursa’nın, Yalova’dan araba ile sadece 1,5 saat uzaklıkta oluşu da Okur ailesinin küçük oğullarını ziyaret edebilmesi ve onun maçlarını seyredebilmesi için elverişli bir durumdu. Oyak Renault 1. Ligde iyi bir durumdaydı ve kulübün başkanı da yakın bir akrabanın arkadaşıydı. Sonuç olarak Mehmet’in basketbol kariyerine başlaması için her şey hazırdı. Böylece kale çizgisinden serbest atış çizgisine geçiş de tamamlanmış olacaktı. Aslında okul hayatının sona ereceği düşünüldüğünde, basketbol Mehmet için kutsal sayılabilecek bir fırsattı. Okula döndü ve sonunda Cem Sultan Lisesi’ni bitirdi.


NBA DAKİ YILDIZLAR Www_ye13
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:29 pm

Allen IVERSoN'un Hayatı

Daha çocuk yaşta ona gebe olan bir anne, babasız, fakir, sefalet içinde geçen ve ailesinin aldığı tüm yanlış kararların yaşamını doğrudan etkilediği bir hayat.
Allen Iverson, 6 Temmuz 1975 tarihinde Hampton, Virginia’da doğdu. Allen doğduğunda annesi Ann sadece 15 yaşındaydı. Ve Allen’ı tek başına yetiştirmek zorundaydı. Hampton’ da yaşadıkları ev ise kanalizasyon şebekesinin hemen üzerinde olduğu için sık sık lağım taşkınlarına maruz kalmaktaydı. Iverson’ın gerçek babasını merak edenleriniz varsa, Iverson’ın hayatıyla biyolojik olarak onun babası olması dışında hiçbir ilgisi olmadı.
Iverson’ların evinde ödenmeyen faturalardan dolayı genelde su ve elektrik kesik olurdu. Ama küçük Allen gene de annesine kızgın değildi çünkü mevcut duruma göre annesinin zaten elinden geleni yaptığını düşünmekteydi. Allen daha sonra kendi başının çaresine zor bakarken hayatına giren iki kızın da sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldı: Kardeşleri Brandy ve Iliesha.
Özellikle küçük Iliesha’nın lağım suyu baskınların getirdiği sağlıksız koşullar nedeniyle sık sık hastalanması zaten mali problemler yaşayan aileyi daha da büyük bir krize sürükledi.
Iverson’ın hayatındaki dönüm noktalarından belki de en önemlisi, annesinin o daha çok küçük yaşlardayken oğlunun spora yetenekli olduğunu keşfederek onu bu yönde desteklemesi. Zaten bu dönemde annesinin daha iyi bir hayat için kurduğu tüm hayallerin merkezinde Allen’ın spor konusundaki yeteneği bulunmaktadır. Belki İnanmayacaksınız ama, Iverson çocukluğunda basketbola karşı pek de fazla ilgili değildi. Annesi onu zorla basketbol oynamaya yolladı ona bu oyunu sevdirmek için maddi bakımdan zorlanarak da olsa Jordan ayakkabıları ve buna benzer basketbol malzemeleri aldı.Iverson ailesinin yaşadığı yer olan Hampton, çetelerin kol gezdiği,uyuşturucu ve suçun adeta günlük sıradan bir olay olduğu tabiri caizse tam baş belası bir yerdi. Allen daha 14 yaşındayken yakın arkadaşlarından birinin bıçaklanarak öldürülmesine şahit olmuştu. Bu olayın üstünden fazla geçmeden katıldığı bir partide en yakın arkadaşı gözlerin önünde vurulmuştu. Annesi ile yaşayan Ive’nin babası yerine koyduğu adamsa uyuşturucu satarken yakalandı.
Iverson genç yaşında bu gibi sorunlarla boğuluyor ve bu olayları kafasından atmak aklını başka şeylere vermek istiyordu ve kendini spor a yöneltti. Basketbol ve Amerikan futbolu en sevdiği sporlardı.Basketbol Iverson için boş vakitlerini değerlendirdiği hoş bir uğraştı sadece. O kendini Amerikan futboluna daha yakın görüyordu annesi ise onun basketbol ile ilgilenmesini istiyor, ona nasıl şut atılacağını içeriye nasıl dribling
yapılacağını gösteriyordu. Iverson ile ilgilenen sadece annesi değildi. İlköğretim öğretmeni Amerikan futbolu takımı antrenörü Gary Mooredu idi. Mooredu Ive’nin atletik özelliklerini fark etmişti ve onu Hampton’nun belalı sokaklarında uzak tutmak istiyordu.Ancak Iverson hala Amerikan futbolunu basketbola tercih ediyordu.Ta ki 15 yaşına kadar....


NBA DAKİ YILDIZLAR 93264711
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:31 pm

Vince lamar Carter'ın Hayatı

ADI : Vince lamar Carter
Lakabı : Vinsanity,Vince The Prince,Half Man Half Amazing


Doğum Tarihi : 26 Ocak 1977
Boyu : 1.98
Kilosu : 97

Başarıları

1- 1998 Yılın Çaylağı Ödülü
2- 2000 NBA All-Star Slam Dunk Şampiyonluğu
3- 3 All-Star Maçı Genel Oylaması 1.liği
4- 1 Olimpiyat Altın Madalyası

Verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra daha detaylı bilgilere geçelim.




Vince Carter 26.01.1977 yılında Florida'da Dünyaya geldi. 9 yaşında iken, 12 yaş altı eyalet turnuvasına katıldı. Kısa boyuna rağmen oynadığı basketbol ile bir anda tüm dikkatleri üzerine çekti. Vince Carter bugün ayakta alkışladığımız smaçlarının ilkini 13 yaşında yapıyordu. Ancak babası Harry Carter'ın orkestra şefi olması Vince Carter'ın hayatına müziği soktu. Vince Carter Lise yıllarının sonuna geldiğinde 7 farklı enstruman çalabiliyor bunun yanındada okulun basketbol ve voleybol takımlarının kadrosunda bulunuyordu. Fakat Vince Carter liselerarası turnuvada bir maçta 47 sayı, bir diğer maçta on dan fazla blok yapınca tercihini baketboldan yana kullanmıştır. Carter lisedeki son yılında ligin en iyi 3. forvet oyuncusu olarak gösteriliyordu.

Vince Carter, üniversitedeki tercihini Rasheed Wallace ve Jerry Stackhouse'u NBA'e kaptıran fakat Amerika'nın en iyi NCAA takımı olma özelliğini koruyan UNC'den yana kullandı. UNC o sezona 2 yeni çaylak Vince Carter ve Antawn Jamison ile başladı. Vince sezon boyunca hem oyun kurucu hemde kısa forvet olarak oynadı. 19 kez ilk 5 başladı. Fakat ilk sezonda beklendiği gibi iyi zamanlar alamadı. Yalnızca 10 maçta çift haneli sayılara ulaşabildi. İlk yılını 7.5 sayı, 3.8 ribound ve 1.3 asist ortalamaları ile tamamladı. Fakat Vince Carter o sezon bütün seyircileri muhteşem smaçları ile coşturmayı başardı.

NCAA'de ilk sezonunda fazla zaman bulamayan Carter, o sezon McInnis'in NBA'e gitmesi ile rahat bir nefes aldı. Maç başına ortalaması bir anda 28dk. olan Carter fırsatı tepmedi. Takımını hem final four'a taşımayı hemde kendisine müthiş bir hayran kitlesi yarattı. Takımının en skoreri olarak UNC'yi Final Four'a soktu. O sezon final four'da Airzona'ya mağlup olan UNC aradığı başarıya ulaşamadı. Ancak Carter gibi çok büyük bir starı Dünya basketboluna kazandırmayı başardı. O sezon NBA Slam Dunk şampiyonu olan Kobe Bryant'ın yaptığı hareketlerin çoğunu Vince Carter rakip savunmalara karşı yapıyordu.

Çalışma azmi ile şut yüzdesini doğru orantılı olarak arttıran Carter, 3. sezonuna bomba gibi girme isteğindeydi. Vince o sezon 15.6 sayı ortalamasına ulaşıyor ve takımını 2. skoreri oluyordu. Fakat UNC bir kez daha şampiyonluğa ulaşamıyordu. Vince Carter ise NCAA'deki son maçında sahanın en skoreri oluyordu(21 sayı).

Vince Carter 4. sezonunu beklemeden profesyonellik kararı aldı. Zaten uzun süredir ona olan ilgi fazlaydı. Vince Carter geçen 3 sezonun tamamında NBA menajerlerinin listesinde bulunuyordu. NBA'de durum ise sürekli kötüye gidiyordu. M.J'in basketbolu bırakmasının ardından özellikle seyirci bazında düşüklük yaşanmaktaydı. Tam da bu sırada Vince Carter ilaç gibi gelmişti. Özellikle NBA'de bir lider oyuncunun eksikliği bulunmaktaydı. Ve Carter kararını verip 1998 NBA Draftına katıldı.

Bizim içinde ayrı bir önem taşıyan bu draft organizasyonunda Vince Carter 5. sıradan Golden State takımına seçiliyordu.Fakat eski üniversite arkadaşı Antawn Jamison ve bir miktar para karşılığı Kanada yolunu tutuyordu. O sezonki lokavt Vince'in hayalini yarıda bıraktı. Ancak Şubat ayında başlayan sezonda ilk maçına Boston karşısına çıktı. O maçın son periyodunda yaptığı müthiş smaç ile jeneriklere ilk kez konu oluyordu. Toronto Raptors'ın yeni salonu Air Canada Centre'ın açılışında attığı 27 sayı ile kendisine Air Canada ünvanını takmayı başarıyordu. O sezon sonunda Vince Carter ile Toronto bir rekora imza atıyorlardı. Carter, 118 oyun 113'ünü alarak yılın çaylağı olurken, Toronto %46'lık oran ile NBA'de takım rekorunu kırıyordu. Carter o sezonu 18.3 sayı, 5.7 ribound ve 3.0 asist ortalamaları ile bitiriyordu. NBA özlediği ortama Carter ile kavuşmuştu.



Giden seyirciler yeniden salonları doldurmaya başlamış, özellikle Toronto Raptors'ın maçları yok satar olmuştu. Ulusal kanallar Toronto maçlarını önceleri yayınlamazken gelen yoğun istekler üzerine maçları yayınlamaya başladılar.

Carter 1998'de NBA'ye besinci sirada Toronto Raptors tarafindan Draft edildi.Ayni sene 1998-1999 sezonunda yilin en iyi Caylagi secildi.Vince Carter ikinci sezonunda (sophamore) buyuk bir taraftar kitlesi sayesinde 2000 yili All-stari oldu.Carter 2000 yilinda smac yarismasinada katilarak o yaratici ve olaganustu smaclari ile 2000 All-star Samc sampiyonuda olarak adini herkese duyurdu. Vince Carter bir ilke imza atarak verilen bir odul ile"Gelcegin atleti" unvaninida kazandi.Drafttan once Bostan Celtics menejeri Leo Papile Carter icin "Kolejde en cok ilgimi ceken oyuncuydu Inanilmaz bir oyuncu ve korkutucu bir yetenek demisti.Bu genc Jordanin velihati olucak dediginde ise herkesi sasirtmisti.Daha ikinci sensinde Unlu spor markasi NIKE ile anlasti ve nike onun icin ayakkabidan ote t-shirt , sort vb... uretmeye basladi ve tabii ahyranlarida nike'a hucum etti. Neyse , Vince'in kolej onurlarinda iki Final Four oynama, All-American Second Team takimina secilme, North Carolina oncesi All-ACC takimina secilme gibi buyuk basarilari var.Bu arada Vince'e verilen oduller arasinda dunyanin en iyi oyuncularindan birisi oldugunu gosteren bir odulde vardi.Bolgesel Bati karmasina 1997 ve 1998'de iki kez NBA gitmeden secildi.NBA'de ilk sezonunda Toronto ile , Carter tum caylaklar icinde en skorer oyuncu olmasina karsin caylak yilinda 6 kezde double doubles yapti. Ribaundlarda 5.7 ile dorduncu , top calmada 1.10 ile besinci , sut yuzdesinde de %45'lik bir yuzde ile oynayip altinci , serbest atislarda %76 ile sekizinci oldu. Caylak sezonunda , sezonun kendisi acisindan en yuksek sayisini 32 sayi ile Houstan Rockets'e atti ve kendi rekorunu bir sene sonra 47 sayi ile Milwaukee'ye atarak kirdi. Ilk defa bir Torontolu oyuncu NBA'de Haftanin Oyuncusu secildi.

İlk play off serisinde New York karşısına çıkan Carter ve arkadaşları hiçbir maçtan galip ayrılamıyor ve rakibine 3-0 ile boyun eğiyordu. Carter 2000 yılı yazında yapılan Sydney olimpiyatlarında takımına altın madalayı kazandırıyor kendiside dev Weis'ın üzerinden yaptığı smaç ile tarihe geçiyordu.

Bir sonraki sezonda takımına 47 galibiyet kazandıran Carter, sezonu 27.5 sayı ile tamamlıyor ve birkez daha New York'un play off lardaki rakibi oluyordu. Fakat bu kez daha olgun bir Toronto, Knicks'e yetiyor seriyi 3-2 ile geçen Carter ve arkadaşları 76ers'ın Doğu yarı finalindeki rakibi oluveriyordu. Seri tamamen Iverson, Vince savaşı şeklinde geçti. 3.maçta 50 sayı kaydeden Vince Carter play off rekorunu kırdı. Serinin son maçında Oakley'in kaçırdığı boş turnike belkide Toronto'nun kaderini değiştiriyordu. Ayrıca o maçta Iverson 16 asist ile kariyer rekoru kırıyordu. Bunun yanında hakemin son 2 saniyede Vince'e 3'lük pozisyonunda faul :evet: yapılmasına rağmen topu kenara vermesi hala akıllarda. Bu son topu kullanan Carter basketi bulamayınca Toronto o sezona şanssız şekilde veda ediyordu. Aynı yaz takımı ile sözleşmesini 6 yıl uzatan Carter bunun yanında 94 Milyon $ alacaktı. Seri tamamen Iverson, Vince savaşı şeklinde geçti. 3.maçta 50 sayı kaydeden Vince Carter play off rekorunu kırdı.

Serinin son maçında Oakley'in kaçırdığı boş turnike belkide Toronto'nun kaderini değiştiriyordu. Ayrıca o maçta Iverson 16 asist ile kariyer rekoru kırıyordu. Bunun yanında hakemin son 2 saniyede Vince'e 3'lük pozisyonunda faul yapılmasına rağmen topu kenara vermesi hala akıllarda. Bu son topu kullanan Carter basketi bulamayınca Toronto o sezona şanssız şekilde veda ediyordu. Aynı yaz takımı ile sözleşmesini 6 yıl uzatan Carter bunun yanında 94 Milyon $ alacaktı.

2004-2005 sezonu icerisinde ise Toronto Raptorstan ayrılarak New Jersey NETS'e takas edildi. Vince Carter dünyada 3 milyondan fazla hayranı ile herkesin gönlüne girmeyi başardı.


NBA DAKİ YILDIZLAR 20051011
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:32 pm

Dwyane Wade'in Hayatı

Dwyanw Tyrone Wade Jr. 17 Ocak 1982'de Chicago'nun illionis eyaletinde dünyaya geldi. Babası Dwyane Sr. ve annesi o daha
küçükken ayrıldılar. Wade 8 yaşına kadar Chicago'nun güneyinde annesi üvey babası ve üvey babasının iki kızıyla birlikte yaşadı.
Wade 8 yaşına kadar Amerikan futbolu ve basketbolu sevse de profesyonel olarak spor yapmöayı düşünmüyordu.
8 yaşında babası, üvey annesi ve üvey annesinin üç erkek çocuğuyla birlikte yaşamaya b aşlayan wade'in fikri bu yaşta değişecekti.
Wade'in babası hem bir mkatbaada çalışıyor hem de yakınlarda bulunan bir basketbol takımının koçluğunu yapıyordu, bu yüzden
Wade mali açıdan çoğu zaman rahat olmuştur. Babasının koçluk yaptığı takımın lideri üvey kardeşi Demetrius'tu.
Demetrius ve babasından öğrendikleri sayesinde bir bnasketbol hastası olan wade, o zamanlar
Michigan State ve Chris (Kriz de diyebiliriz) Webber hayranıydı.
Wade başarılı bir oyuncu olamıyordu ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Zayıf fundementalinin yarattığı sorunları gücü ve zekasıyla aşmaya
çalışıyordu. Liseye geçtiğinde kardeşi Demetrius gibi H.L.Richards lisesine kaydoluyordu.
Bu lisenin Amerikan futbolu programı ön plandaydı ama basketbola da önem veriyorlardı. Bunda da en büyük etken takımın yıldızı Demetrius'tu.
wade lisede Amerikan futbolunda daha fazla dikkat çekse de içindekiş basketbol aşkı nedeniyle amerikan futbolunu seçmiyor,
basketbola dewam diyordu. Wade takımda ön planda değildi ve sezon boyunca fazla şans bulamamıştı.
Ön plana çıkmak takımın yıldızı olmak için yazın dış şutu ve top hakimiyeti için özel çalışma yaptı. Bu arada boyu da 1.91 olmuştu.
Demetrius'un liseden mezun olması ve Wade'in yazın yaptığı çalışmaların etkisiyle Wade takımın en önemli oyuncusu oluyordu. Birebirde rakiplerini çok kolay geçen ve
post up'ta rahatça sayı bulabilen Wade son saniyelerdeki başarısıyla da dikkat çekiyordu. Son saniyelerde top artık her zaman Wade'in elindeydi.
20.7 sayı 7.6 ribaund ortalamalarıyla Wade o sezon Chicago'da bayağı dikkat çekiyordu.
AAU turnuvasında Illionis Warriors'un koçluğunu yapacak olan Larry Butler Wade'in adını duymuştu ve onun
takımına liderlik yapmasını istiyordu. Wade'in Illıonis ile oynadığı maçlar onun adını duyurmasını sağladı ve üniversite koçları artık Wade'e programlarında bir yer açmasını sağladı.
Wade lisedeki son senesine girerken Marquette, DePaul, ve Illionis State gibi üniversitelerden teklifler geliyordu.
Wade lisedeki son senesinde 27 sayı 11 ribaund ortalamalarını tutturuyordu.
Wade'in derslerdeki düşük notları üniversitelerin ona burs vermelerini engelliyordu. Çünkü üniversiteler Wade'in ne kadar
başarılı bir basketbolcu olursa olsun üniversitelerde akademik açıdan tutunamayacağını düşünüyorlardı.
Ancak onu Marquette üniversitesi kabul etti.Yalnız bir kural vardı. Düşük notları nedeniyle ilk sezon forma giyemeyecek, sadece
antremanlara katılacaktı. Deplasmanlara gitmesi yasak olan Wade'e assitan koç bir cep telefonu almıştı
ve Wade'i her deplasman maçından sonra takım arkadaşlarıyla konuşturuyordu.
Yazın çok çalışan hatta vücuduna 9 kilo KAS ekleyen Wade yeni sezonu sabırsızlıkla bekliyordu.
Üniversitedeki ilk 5 maçında 20.0 sayı 9 ribaund 4.8 asist ortalamalarını yakalayarak kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmamıştı.
Wade'in sürüklediği Marquette üniversitesi March Madness adı verilen üniversiteler arası turnuvaya katılıyordu ancak
ilk maçta şok bir sonuçla eleniyordu. Wade sezonu 17.8 sayı 6.6 ribaund 3.4 asist 2.47 top çalma 1.13 blok ortalamalarıyla bitiriyordu.
Conference USA'nin en iyi beşine seçilmişti. Wade ayrıca o sezon okul tarihinde bir sezonda en fazla sayı atan sophomore oyuncu oluyordu.
Wade o yaz baba olmuştu. Zaire isimli bir çocuğu olmuştu Wade'nin. O artık daha fazla sorumluluk alması gereken bir oyuncuydu.
Wade üniversitedeki üçüncü sezonunda bir süperstar olma yolunda ilerliyordu. Mart ayına gelindiğinde
Wade yine erken elenmek istemiyordu. Ecel terleri dökmelerime rağmen ilk turdaki rakiplerini geçiyorlardı.
İkinci maçlarında ise Wade'in üstün performansıyla kazanan Marquette son 16 takım arasına kalıyordu.
Sıradaki maçı zor da olsa kazanan Marquette 26 yıl sonra final-four'a kalıyordu.
Rakip Kirk Hinrich ve Nick Collison.2un sürüklediği Kansas'tı. Wade iyi oynamasına rağmen takımının kötü oyuınu Marquette'e mağlubiyeti
getiriyordu. Amerikanın en iyi üniversite beşine seçilen Wade 21.5 sayı 6.3 ribaund 4.4 asist 2.12 Top çalma 1.30 blokla oynamıştı.
O yaz Drafta girmeyi kafasına koyan WaDe'in ilk 10 sıradan seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu.

Draft günü Cavaliers beklendiği gibi LeBron'u ilk sıradan seçti. Onun arkasından da BÜYÜK YETENEK DARKO MILICIC!!!!!! Detroit tarafından
seçiliyordu. Denver da Carmelo'yu seçti. Torontonun Wade;'i seçebileceği düşünülürken onlar uzun açıklarını kapatmak için
Chirs Bosh''u seçtiler. Miami'nin oyun kurucu alması bekleniyordu. Wade ise sutör Guard'dı. Ama Pat Riley Wade'i seçti.
Takımda Caron Butler, Eddie Jones ve Brian Grant vardı. Pat Riley Wade'in oyun kurucu oynayacağını ve rakibe eşleşme problemi yarataxcağını söylüyor ayrıca
büyük bir yıldız kazanacaklarını da sözlerine ekliyordu.
Takıma Clippers'tan Lamar Odom da alınmıştı ancak tam taşlar yerine oturdu derken Pat Riley koçluktan istifa ettiğini açıklıyor ve takımın başına Stan Van Gundy'i getirdiğini
açıklıyordu. Miami ligdeki ilk 7 maçını mağlubiyetle kapattı. Takımlar Wade'in birebirde etkili olduğunu bildikleri için
yarı saha oyununda Wade'i bir iki adım geriden savunarak onu şut atmaya zorluyorlarduı ve Wade iyi şut sokamıyordu.
Wade'in ayrıca fast-break'larda çok etkili olduğunu gören ancak pozisyonları bitiremediğini gören asistan koç Wade'e özel bir çalışma yaptırdı.
Uzun ve geniş sopaları potanın etrafına yerleştirerek Wade'e bunlara çarparak, bunların üstünden sayı bulmaya çalıştırıyorlardı.
Wade'in bugünlerdeki müthiş zorlama, drive etme, savunmanın üzerinden sayı bulma yeteneğini o zamanlarda geliştiriyorlardı.
21 Aralıkta Golden State'e karşı ilk sezonunun en yüksek rakamı olan 33 sayıya ulaşan Wade sakatlıkları nedeniyle Ocaktaki bütün maçları kaçırdı. Sakatlıktan döner
dönmez ilk maçta 27 sayı 10 ribaund'la oynayan Wade bir sonraki maçta da takımın bir maçta bir çaylağın yakaladığı en fazla şut isabet rekorunu kırarak 15 şu isabetiyle oynuyordu.
Çaylaklar maçında da 22 sayı 4 asist 3 ribaund ile oynayan Wade yılın çaylağı oylamasında Carmelo ve LeBron'un arkasından üçüncü sırayı alıyordu.
Çaylak sezonunu 16.2 sayı 4.0 ribaund 4.5 asist 1.41 top çalma ortalamalarıyla sezonu tamamlarken Sam Cassell'in ardından en yüzdeli şut sokan guard olmayı başarıyordu.
son 21 maçın 17sini kazanan MiaMi playoff'a 5. sıradan giriyordu.
İlk turda New Orleans'la eşleşen Heat Mashburn'un sakatlığı ve Davis'in de yaşadığı bel problemleri yüzünden seriyi 5 yada 6
öaçta bitirebileceğini düşünüyordu. Seri 3-3 lük eşitlikteydi. Wade inanılmaz performanslarla herkesi şaşırtmaya devam ediyordu.
Son maçı kazanan Miami J-O'neal'lı Indıanaya 4-2 ile eleniyorlardı.
Büyük bir takas gerçekleşmişti!!! Shaq MiaMi'deydi. Gerçi takımın yarısı gitmişti ama... Lakers bu takasta Wade'i alamadığı için çok eleştirildi.
Herkes en iyi uzun-kısa kombinasyonunun yao T-Mac olacağını düşünürken Miami'liler de Wade - Shaq diyorlardı.Sezona
fırtına gibi giren Heat Wade'in asıl pozisyonu olan şutör Guard'a dönmesiyle daha da başarılı oluyordu. Wade içeriye penetre ediyordu ordan ya sayı çıkıyordu ya
Shaq'a bir asist yada dışardaki Damon jones'e bir üçlük asisti oluyordu.
Sezonu mükemmel bir yüzdeyle bitiren Heat ilk sıradan playoff'lara kalıyorlardı. İlk seride Shaq etkili olamazken
Wade'in önderliğinde seriyi 4-0'la kazanıyordu. Washington Wizards ile eşleşen Heat iki maçta Shaq'ı dinlendirirken Wade artık bir süperstar olduğunu 4 maçı da kazandırarak gösteriyordu
Sırada Detroit vardı. Detroit ilk maçı deplasmanda kazanarak kısa süreli bir şok yaşatıyordu herkese. Ancak ikinci maçı evinde Wade'in üstün performansıyla kazanan Heat deplasmandaki ilk maçı kazanıyordu.
Wade yine üstün bir performans sergilemişti. Heat deplasmandaki ikinci maçı ise kaybediyordu. Wade o maçta %25 gibi çok kötü bir yüzdeyle oyuyordu.
Sonraki maçta Wade'in maçın başlarında sakatlanmasına rağmen kazanan Heat Wade'Siz çıktığı Detroit deplasmanında bozguna uğruyordu
Son maçta sakat sakat oynamasına rağmen son saniyelerde fevri kullandığı bir top nedeniyle maçı kaybettiren Wade oluyordu.
Wade'in bir t-mac Kobe olacağı söyleniyor. Carmelo'yu geçti zaten. LeBron'la birlikte 2003'ün en iyi iki çaylağı olacağı düşünülüyor.
Neden olmasın? Wade'in onlardan ne eksiği var ki?


NBA DAKİ YILDIZLAR Aahd1610
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tricer
İskorpit
İskorpit
Tricer

Mesaj Sayısı : 61
Yaş : 24
Kayıt tarihi : 19/07/08

NBA DAKİ YILDIZLAR Empty
MesajKonu: Geri: NBA DAKİ YILDIZLAR   NBA DAKİ YILDIZLAR Icon_minitimeC.tesi Tem. 19, 2008 3:34 pm

MİCHAEL JORDAN


Tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi basketbol oyuncusu olarak kabul edilen Michael Jordan, "His Airness" ya da "Air Jordan" ın kariyeri inanılması zor başarılar ve ödüllerle dolu. Ama O'nu bu kadar yücelten şampiyonlukları, madalyaları kadar başarılarında pay sahibi olan karakteridir..

Jordan'ı anlatmak için sadece efsane kelimesi yeterli değildir efsane oluşunu azim, kazanma hırsı, güç, zarafet, spontane, baş edilemeyen rekabet arzusu ile bir arada kullanmak gerekir..

Ya da herhangi, bir sözlükte basketbol ya da atlet kelimelerinin karşısına onun resmi konarakta onu basketbol oynarken görememiş olan nesillere nasıl bir atlet olduğu anlatılabilir..

Ne kadar başarılı olursanız olun ne kadar çok madalya kazanırsanız kazanın en önemlisi sizinle birlikte anılan ya da kıyaslanmaya çalışılan diğer yıldızların sizin hakkınızda söyledikleridir..

Bunun en güzel ve çarpıcı örneğini yıllarca kıyaslanmak zorunda kaldığı Earwin "Magic" Johnson ve Larry Bird söyleyerek, Jordan hakkında son noktayı ...


NBA DAKİ YILDIZLAR 50000013
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
NBA DAKİ YILDIZLAR
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Spor :: Basketbol-
Buraya geçin: